Anonim ve Limited Şirket Hissesi Devrinde İnce Noktalar
Bu makale Yaklaşım Dergisi’nin Ekim 2010 sayısında yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Şükrü KIZILOT
Anonim ve Limited Şirket Hissesi Devrinde İnce Noktalar
Prof. Dr. Şükrü KIZILOT, Gazi Üniversitesi, İİBF Öğretim Üyesi, Maliye Bölümü Başkanı
I- GİRİŞ
Ülkemizdeki anonim ve limited şirketlerin büyük kısmı, “aile şirketi” olarak kuruluyor.
Limited şirketler genellikle iki ortaklı olarak kuruluyor. Yüzde 99 hisse şirketi yöneten kişiye, yüzde 1’i de eşi, çocuğu, kardeşi ya da anne-babasından birine ait oluyor.
Anonim şirketlerde de ortaklar ve yönetim kurulu üyeleri genellikle aile bireylerinden oluşuyor.
Böyle olunca şirketin kuruluşu, yönetimi, karar alınması, hisse devri, sermaye artırımı gibi konularda, çoğu kez kurallara dikkat edilmiyor.
Bir süre sonra da hukuki ve mali sorunlar, arka arkaya geliyor hatta bazı durumlarda ortaklar arasında, ciddi ihtilaflar ortaya çıkabiliyor.
Bu yazımızda, özellikle şirket hissesi devrinde dikkat edilecek hususlara, yapılacak bazı işlemlere ve olayın vergilendirme yönüne yer verilecektir.
II- HİSSE DEVRİ
A- LİMİTED ŞİRKETLERDE
- Limited şirketlerde, ortağın sermaye payını devri yani hisse devri, noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile yapılabiliyor (TTK md. 520/5).
- Hissenin devredilebilmesi için ortakların en az dörtte üçünün onayı ve bunların esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olması gerekiyor (TTK md. 520/2).
- İmzaları noter tarafından tasdik edilmiş devir sözleşmeleri ile devre muvafakat edildiğini gösteren ortaklar kurulu kararının, noter tasdikli bir örneğinin ticaret sicili memurluğuna verilmesi gerekiyor (TTK md. 519).
- Ortağın şirketteki sermaye payını yani hissesini devretmesi durumunda, payı devreden ve devralan şahıslar, devir öncesine ait kamu alacaklarının örneğin vergi borcunun şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kısmından, sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar (6183 sayılı Yasa md. 35).
- Çok kişi, limited şirketteki sermaye payını noterden devrettikten sonra işlem tamamlanmış zannediyor. Oysa ortakların muvafakatı ile birlikte, devir sözleşmesi ticaret sicili memurluğuna tescil için verilmediği sürece, devir hukuken gerçekleşmiş sayılmıyor(1). Özellikle vergi ve sigorta primi borçlarından sorumlu olmadan dolayı, olayın bu yönüne dikkat edilmesinde yarar var(2).
B- ANONİM ŞİRKETLERDE(3)
1- Hisse Senedi Olmadığı Durumlar
Anonim şirketlerde, hisse senedinin ihraç edilmediği durumlarda, “hisse devri” işleminin nasıl yapılacağı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nce ticaret sicil memurluklarına gönderilen bir genelge(4) ile aşağıdaki gibi açıklanmıştır.
Anonim şirketlerde; nama veya hamiline hisse senedi ihraç edilmediği durumlarda;
- İmzaları noter tarafından tasdik edilmiş devir sözleşmesi ile
- Devre muvafakat edildiğini gösteren yönetim kurulu kararının, noter tasdikli örneğinin
ticaret sicil memurluklarına verilmesi gerekiyor.
Aksi halde, yapılan işlemler hukuken geçersiz olur. Ortak olmayan bir kişi yönetim kuruluna seçilebilir. Ancak seçildikten sonra kendisine hisse devri yapılması, bunun da “pay defteri”ne işlenip, taraflarca imzalanması gerekiyor. Ticaret sicili memurluğunun ise yönetim kurulu üyesi olan ortağın, hissedar olduğuna dair devir sözleşmesini aldıktan sonra, durumu tescil ve ilan etmesi gerekiyor. Aksi halde yapılan tescil işleminden dolayı ticaret sicili memurluğunun da hukuki sorumluluğu söz konusu olur.
2- Hisse Senedi İhraç Edildiği Durumlar
Bununla ilgili esaslar, Türk Ticaret Kanunu’nun 415 ve 416. maddelerinde yer alıyor.
a- Hamiline Yazılı Senetler
Madde-415: Hamiline yazılı hisse senetlerinin devri şirket ve üçüncü şahıslar hakkında ancak TESLİM ile hüküm ifade eder.
b- Nama Yazılı Senetler
Madde-416: Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir.
Devir ciro edilmiş senedin (ya da geçici ilmühaberin) DEVRALANA TESLİMİ ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder.
Türk Ticaret Kanunu’nun 417. maddesine göre de hisse senedini teslim alan kişi, bunu pay defterine kayıt ettirdiğinde “ortak sıfatına haiz” olabiliyor.
Anonim şirketlerde limited şirketlerin aksine (yönetim kurulu üyesi olmayan), ortakların, şirketin vergi ve sigorta borçları nedeniyle 1 TL dahi sorumlulukları yok. Yönetim kurulu üyesi ortakları ise, anonim şirketin mal varlığından tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından dolayı, şahsi mal varlıklarıile sorumlular (6183 sayılı Kanun mükerrer md. 35).
III- ŞİRKET HİSSESİ DEVRİNDE VERGİ
A- ANONİM ŞİRKET ORTAĞI
1- Hisse Senedi Bastırılmamışsa
Anonim şirket ortağı, hissesini kaç yıl sonra ve kime satarsa satsın, bundan doğan kazanç “Değer artışı kazancı”olarak, gelir vergisine tabi (GVK mükerrer md. 80/4).
Vergilendirme sırasında, iktisap (edinme) bedeli, hisselerin elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere, Türkiye İstatistik Kurumu’nca belirlenen TEFE (01.01.2006 tarihinden itibaren ÜFE) endeksindeki artış oranında artırılarak tespit ediliyor.
Endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması gerekiyor (GVK mükerrer md. 81/son).
Elde edilen kazancın, 2009’da 7 bin 600, 2010’da ise 7 bin 700 lirası gelir vergisinden müstesna oluyor. Aşan kısım da gelir vergisine tabi tutuluyor (GVK mükerrer md. 80).
2- Hisse Senedi Bastırılmışsa
Olay değişiyor. İki yıldan fazla süre ile elde tutulan hisse senetlerinin, elden çıkartılmasından doğan kazanç, tutarı ne olursa olsun, gelir vergisine tabi değil (GVK mük. md. 80/1). Örneğin, Abdi Bey Amca, 25 Temmuz 2008’de 250 bin TL’ye edindiği hisse senedini, 3 Ağustos 2010’da 900 bin TL’ye satmışsa, aradaki 650 bin TL kazanç nedeniyle, beyanname vermeyecek ve hiç vergi ödemeyecek. Aynı hisse senedi 2009’da edinilmiş olsaydı, 2010’da satışından doğan kazanç gelir vergisine tabi olacaktı(5).
3- İlmühaber Bastırılması
İlmühabarler de hisse senedi olarak kabul ediliyor (Bkz. Türk Ticaret Kanunu md. 411 ve 232 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği).
Bu nedenle, ilmühaberlerin elden çıkartılması da hisse senetlerinin elden çıkartılması gibi değerlendiriliyor.
4- Borsa Kazançları
Gerçek kişilerin, hisse senedi satış kazancı, tutarı ne olursa olsun süre sınırlaması da olmaksızın yani bir ay sonra elden çıkarılsa dahi gelir vergisine de stopaja da tabi değil.
B- LİMİTED ŞİRKET
Limited şirketlerde, hisse senedi ya da ilmühaber çıkartılamadığı için, şirket hissesi ne zaman satılırsa satılsın, bundan doğan kazanç “değer artışı kazancı” olarak gelir vergisine tabi tutuluyor (GVK mük. md. 80/4). Kazancın hesaplanmasında, hissenin iktisap (edinme) bedeli, (hisse senedi ya da ilmühaber bastırılmamış A.Ş. hisselerinde olduğu gibi) endekslemeye tabi tutuluyor ve aynı istisna uygulanıyor.
Bu arada, ilginç bir yasa ve uygulama; limited şirketlerde, çoğunluk hisseye örneğin yüzde 99 hisseye sahip olan ortak, diğer ortağın yazılı onayı olmadan, hissesini ya da hissesinin bir kısmını, eşine ve çocuğuna dahi satamıyor.
C- KDV DURUMU
1- Hisse Senedi Satışı
KDV Yasası’na göre, hisse senedi satış işlemi KDV’ye tabi değil. İncelendiğinde de fark edileceği gibi, KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde, “hisse senedi” satışlarının, KDV’den müstesna olduğu açıkça belirtiliyor. Geçici ilmühaber ile yapılan satışlar da hisse senedi olarak kabul ediliyor(6).
2- Hisse Senedi ya da İlmühaber Bastırılmamışsa
İştirak hissesinin satışı; anonim ya da limited şirketlerin, eshamlı (sermayesi paylara bölünmüş) şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları ya da adi ortaklıklara iştiraki olması fark etmez. İştirak edilen anonim şirketin, hisse senedi ya da ilmühaberi bastırılmamışsa, edinme tarihinden itibaren iki yıl içinde satılan hisse, yüzde 18 KDV’ye tabi(7). Limited şirket ya da başka bir şirkete ait iştirakin, edinme tarihinden itibaren iki yıl içinde elden çıkartılması yine yüzde 18 KDV’ye tabi (KDVK md. 17/4-r).
IV- SONUÇ
Yukarıda yapılan açıklamalardan da fark edileceği gibi, anonim ve limited şirketlerde hisse devri konusu, hem hukuki boyutuyla hem de vergilendirme yönüyle, son derece önemli.
Devir işlemlerinde, gerek Türk Ticaret Yasası’nda, gerekse vergi yasalarında yer alan düzenlemelere ve diğer ilgili mevzuata dikkat edilmemesi, ileride çok ciddi sorunların yaşanmasına neden olabilir.
……………………………………………………………………………..
(1) Şükrü KIZILOT, “Şirket Hissesi Devrinde Aman Dikkat”, Hürriyet, 22.09.2010, s.11
(2) Bu konuda Bkz. Levent YARALI, Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara, 2010.
(3) Bu konuda geniş bilgi ve ayrıntılı açıklama için ayrıca Bkz. Mehmet MAÇ-Cüneyt BÜYÜKYAKA, “Anonim Şirketlerde Hisse Devrinin Geçerli Olması İçin Gerekli Hukuki Şartlar ve İşlemler”, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Sayı:79, Temmuz 2010.
(4) 18.12.1998 tarih ve TSM-001-251 sayılı Genelge.
(5) Şükrü KIZILOT, “Şirket Hissesi Devrinde Vergi Sürprizi”, Hürriyet, 23.09.2010, s.13.
(6) A. Bumin DOĞRUSÖZ, “Anonim Şirket Hisselerinin Devrinde Vergileme”, Yaklaşım, Ekim 2009, s.17-18; Akın Gencer ŞENTÜRK, “Hisse Senedi (ve İlmühaber) Satış ve Teslimlerinde, KDV Kanunu’nda Yer alan Üç Farklı Hükmün Hangisinin Uygulanacağı”, Yaklaşım, Aralık 2009, s. 182-184; Abdullah TOLU, “İştirak Hissesi Satışlarında KDV İstisnası”, Yaklaşım, Aralık 2006, s. 204-206; 232 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği, 1 No.lu KDV Genel Tebliği VI/F-4/f bölümü, MB’nin, 27.11.2006 tarih ve 0935085 sayılı Özelgesi (Özelge’nin tam metni için Bkz. Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler, Cilt:8, Ankara, 2008, s.1168-1169).
(7) Bu konuda kapsamlı bilgi için Bkz. Şükrü KIZILOT, Katma Değer Vergisi Kanunu ve Uygulaması, Yaklaşım Yayınları, Genişletilmiş 5. Baskı, Ankara, 2010; Ayrıca Bkz. Nuri DEĞER, Açıklamalı ve Uygulamalı Katma Değer Vergisi Kanunu, Genişletilmiş 3. Baskı, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 2009.
Kategori: Makale
Etiketler: Şükrü Kızılot
2 Aralık 2012 Pazar
Şükrü Kızılot: Hisse Devrinde KDV
Şükrü Kızılot: Hisse Devrinde KDV
BAŞLIKTA “komedi” deyimini kullandık çünkü anonim şirketlerde hisse senedi ya da geçici ilmühaberle yapılan hisse devri zaten KDV’ye tabi değildi.
DANIŞTAY DOĞAN'A 1.4 MİLYAR DOLARLIK VERGİ VE CEZAYI DONDURDU
KDV Kanunu’nda hisse senedi devrinin KDV’ye tabi olmadığı, Türk Ticaret Kanunu’nda da geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı açıkça yazılı olmasına rağmen, yasalar hiçe sayılmış ve yorum yoluyla anonim şirket hisse devirleri, KDV’ye tabi tutulmuştu.
Hani adama sormuşlar ya “Abdestsiz namaz kılınır mı?”
O da demiş ki; “Ben kıldım oldu”
İşte onun gibi bir şey olmuştu!..
DANIŞTAY KARARI
Danıştay Dokuzuncu Dairesi, anonim şirket hisselerinin devrinde KDV alınması ile ilgili uygulama hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi 25 Kasım 2010 Tarih ve Esas No:2010/10221 sayılı kararı ile;
- Türk Ticaret Kanunu’nun 411 ve devamı olan maddelerinde yer alan “Geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı” hükmü ve hisse devri ile ilgili diğer düzenlemeler,
- KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yer alan hisse senetlerinin ortaklık payı olarak satış, devir ve teslimlerinin KDV’den istisna edilmiş olması ile ilgili hükmün değerlendirilmesi sonucu,
hisse devrinin KDV’ye tabi tutulması ile ilgili vergi ve cezalar hakkında teminat aranmaksızın yürütmenin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verdi.
OLAY NEYDİ?
2009 yılı Eylül ayında, anonim şirkete ait hisselerin geçici ilmühaberle devri işleminin, KDV’ye tabi tutulup milyarlarca liralık vergi ve ceza istenilmesi kafaları karıştırmış, iş dünyasında adeta panik yaratmıştı.
Yasa hükmünün aksine olan bu uygulama, iş dünyasının kafasını iyice karışmıştı. İş adamlarının bir kısmı şaşkın vaziyette, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışıyor, bir kısmı da (adının gizli tutulmasını isteyerek) panik halinde “Bize de mi ceza gelecek?” diye soruyorlardı.
Olayı, siyasi ya da başka bir polemiğe girmeden, konunun uzmanı bir akademisyen olarak “maliye profesörü” kimliğimle, tartışmalardan uzak bir şekilde, 10 Eylül 2009 tarihli yazımda, teknik yönleriyle açıklamış “Paniğe kapılmaya gerek yok, bu tür olaylar yargıdan döner” demiştim. Nitekim öyle de oldu... Bu arada, merak eden herkesin de araştırıp kontrol edebilmesi için her açıklamamın dayanağını da özellikle belirtmiştim.
YASAYA GÖRE KDV YOKTU
Bir şirketin, bir başka şirkete ait hisse senedini elden çıkarması, KDV’den istisna. Daha açık bir anlatımla, bu olayda KDV yok. Nerede mi yazıyor? KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yazıyor. Dikkatle okuyoruz; “..elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, HİSSE SENEDİ, tahvil” teslimi KDV’den müstesna tutuluyor.
HİSSE SENEDİ VE İŞTİRAK HİSSESİ
Bu olayda bir de “iştirak hissesi” tartışması var. KDV Yasasını dikkatle incelediğimizde, Madde 17/4-g’de “hisse senedi” ile ilgili ÖZEL BİR HÜKMÜN yer aldığı, Madde 17/4-r’de ise “iştirak hisseleri” ile ilgili GENEL BİR HÜKMÜN bulunduğu fark ediliyor.
İştirak hisseleri, hisse senetlerini de kapsayan genel bir deyim. Ancak özel bir hükümle hisse senetlerinin KDV’den müstesna olduğu yasada belirtilmiş. Bu duruma göre, hisse senetleri dışındaki iştirak hisselerinin (örneğin; limited şirketlere ait ortaklık payı, eshamlı komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları, adi ortaklıklara ait ortaklık payları, anonim şirketlerin hisse senedi ya da ilmühabere bağlanmamış ortaklık paylarının) 2 yıl içinde elden çıkartılması KDV’ye tabi olacak, hisse senetlerinin elden çıkartılması ise elde tutulma süresine bakılmaksızın, KDV’den müstesna tutulacak.
TİCARET KANUNU İLMÜHABERİ HİSSE SENEDİ YERİNİ TUTUYOR
Türk Ticaret Kanunu’na bakıyoruz: 411. maddesinde “ilmühaberler” başlıklı özel bir düzenleme var.
Dikkatle okuyoruz;
“Madde 411 Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkarılan ilmühaberlerin, nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir.”
Görüldüğü gibi, Türk Ticaret Kanunu’nda da ilmühaberlerin, hisse senedi yerini tuttuğu açık ve net olarak belirtiliyordu.
O halde ortada yasa hükmü varken, yorum yolu ile ilmühaberlerin hisse senedinin yerini tutmayacağını iddia etmek hukuken mümkün değildi.
PEKİ SORUN NEYDİ?
Şimdi diyeceksiniz ki “Buraya kadar olay anlaşıldı. Peki sorun neydi?”
Sorun şuydu; birkaç inceleme elemanı “Geçici ilmühaber, hisse senedi olarak kabul edilmez, bu nedenle teslimi yüzde 18 KDV’ye tabidir” diye iddia ediyor. Ardından da bu gerekçeyle düzenlenen rapora istinaden milyarlarca lira KDV ve vergi ziyaı cezası (gecikme faizi hariç) isteniyordu. “İlmühaber yerine hisse senedi bastırılmış olsa bu vergi ve cezalar istenmeyecekti” deniliyor. Yani biçimsel bir olayla ilgili, yorumun faturası bu!..
DOĞRUSU NEYDİ?
Bu olay üzerine paniğe kapılan yüzlerce iş adamı aramış ve “Hocam, sizin yazıları kesip saklıyoruz. Biri altı yıl diğeri de üç yıl önce, geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçer, diye yazmıştınız. Şimdi kafamız karıştı doğrusu ne?” diye sormuştu.
Bize göre, olay çok açık ve netti.
Yasa ne diyorsa oydu... Birlikte bakalım:
1- Türk Ticaret Kanunu diye bir kanun var. Bu Kanun’un 411. maddesinde, “Geçici ilmühaber hisse senedinin yerini alır” diye net olarak yazıyor. Anlamak için okur-yazar olmak bile yeterli. Türkiye bir hukuk devleti, ortada açık ve net bir kanun hükmü varsa, yoruma itibar edilmez.
2- Maliye Bakanlığı’nın 232 No’lu Gelir Vergisi Genel tebliği var. Maliye Bakanlığı da bu tebliğinde, “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diye açık ve net bir açıklama yapıyor.
3- Maliye Bakanlığı’nın “mukteza (özelge)” diye adlandırılan, yazılı açıklamaları var. Hem de bir sürü... Hepsinde de “Geçici ilmühaber, hisse senedi yerine geçer. Geçici ilmühaberin teslimi KDV’ye tabi olmayacaktır” deniliyor.
4- Yargıtay’ın Hukuk Genel Kurulu Kararı var. Yargıtay’da “İlmühaber, hisse senedinin yerine geçer” diyor (Örneğin; Yarg.HGKK. 4 Temmuz 2007 tarih ve E.2007/13-332, K.2007/446).
5- Danıştay da “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diyor (Dn.7.D.14.12.1999 Tarih ve E.1999/70,K.1999/4120).
Yukarıda 5 madde halinde, “ilmühaberin hisse senedi yerine geçtiğini ve KDV’den müstesna olduğunu” hepsinin de dayanağını göstererek açıkladık.
Zaten, bu güne kadar bir tek yetkili ya da uzman ortaya çıkıp da “Efendim, bu konuda yasa maddesi, tebliğ ve kararların olduğu iddiası doğru değil. Geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçmez” demedi daha doğrusu diyemedi.
Daha ötesi, Özelleştirme İdaresi de çok sayıda şirketi ilmühaberle devretti.
Görüldüğü gibi, olay çok açık ve netti.
İYİ Kİ YARGI VAR
Yukarıdaki açıklamaları ve dayanağı olan yasa maddelerini, yargı kararlarını, Maliye’nin tebliğlerini ve özelgelerini okuyunca;
“Gözlerime inanamıyorum. Bütün bunlara rağmen nasıl KDV alınır?” dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız...
Ancak çok istisnai de olsa, bazen yasalar gözardı edilip yorum yolu ile vergi istenebiliyor.
Bu gibi durumlarda, Danıştay;
“Yasa ne diyorsa odur”
diye son noktayı koyuyor.
Her şeye rağmen, iyi ki bu ülkede yargı var...
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16409099.asp?yazarid=82&gid=61&hid=16409257
BAŞLIKTA “komedi” deyimini kullandık çünkü anonim şirketlerde hisse senedi ya da geçici ilmühaberle yapılan hisse devri zaten KDV’ye tabi değildi.
DANIŞTAY DOĞAN'A 1.4 MİLYAR DOLARLIK VERGİ VE CEZAYI DONDURDU
KDV Kanunu’nda hisse senedi devrinin KDV’ye tabi olmadığı, Türk Ticaret Kanunu’nda da geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı açıkça yazılı olmasına rağmen, yasalar hiçe sayılmış ve yorum yoluyla anonim şirket hisse devirleri, KDV’ye tabi tutulmuştu.
Hani adama sormuşlar ya “Abdestsiz namaz kılınır mı?”
O da demiş ki; “Ben kıldım oldu”
İşte onun gibi bir şey olmuştu!..
DANIŞTAY KARARI
Danıştay Dokuzuncu Dairesi, anonim şirket hisselerinin devrinde KDV alınması ile ilgili uygulama hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi 25 Kasım 2010 Tarih ve Esas No:2010/10221 sayılı kararı ile;
- Türk Ticaret Kanunu’nun 411 ve devamı olan maddelerinde yer alan “Geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı” hükmü ve hisse devri ile ilgili diğer düzenlemeler,
- KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yer alan hisse senetlerinin ortaklık payı olarak satış, devir ve teslimlerinin KDV’den istisna edilmiş olması ile ilgili hükmün değerlendirilmesi sonucu,
hisse devrinin KDV’ye tabi tutulması ile ilgili vergi ve cezalar hakkında teminat aranmaksızın yürütmenin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verdi.
OLAY NEYDİ?
2009 yılı Eylül ayında, anonim şirkete ait hisselerin geçici ilmühaberle devri işleminin, KDV’ye tabi tutulup milyarlarca liralık vergi ve ceza istenilmesi kafaları karıştırmış, iş dünyasında adeta panik yaratmıştı.
Yasa hükmünün aksine olan bu uygulama, iş dünyasının kafasını iyice karışmıştı. İş adamlarının bir kısmı şaşkın vaziyette, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışıyor, bir kısmı da (adının gizli tutulmasını isteyerek) panik halinde “Bize de mi ceza gelecek?” diye soruyorlardı.
Olayı, siyasi ya da başka bir polemiğe girmeden, konunun uzmanı bir akademisyen olarak “maliye profesörü” kimliğimle, tartışmalardan uzak bir şekilde, 10 Eylül 2009 tarihli yazımda, teknik yönleriyle açıklamış “Paniğe kapılmaya gerek yok, bu tür olaylar yargıdan döner” demiştim. Nitekim öyle de oldu... Bu arada, merak eden herkesin de araştırıp kontrol edebilmesi için her açıklamamın dayanağını da özellikle belirtmiştim.
YASAYA GÖRE KDV YOKTU
Bir şirketin, bir başka şirkete ait hisse senedini elden çıkarması, KDV’den istisna. Daha açık bir anlatımla, bu olayda KDV yok. Nerede mi yazıyor? KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yazıyor. Dikkatle okuyoruz; “..elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, HİSSE SENEDİ, tahvil” teslimi KDV’den müstesna tutuluyor.
HİSSE SENEDİ VE İŞTİRAK HİSSESİ
Bu olayda bir de “iştirak hissesi” tartışması var. KDV Yasasını dikkatle incelediğimizde, Madde 17/4-g’de “hisse senedi” ile ilgili ÖZEL BİR HÜKMÜN yer aldığı, Madde 17/4-r’de ise “iştirak hisseleri” ile ilgili GENEL BİR HÜKMÜN bulunduğu fark ediliyor.
İştirak hisseleri, hisse senetlerini de kapsayan genel bir deyim. Ancak özel bir hükümle hisse senetlerinin KDV’den müstesna olduğu yasada belirtilmiş. Bu duruma göre, hisse senetleri dışındaki iştirak hisselerinin (örneğin; limited şirketlere ait ortaklık payı, eshamlı komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları, adi ortaklıklara ait ortaklık payları, anonim şirketlerin hisse senedi ya da ilmühabere bağlanmamış ortaklık paylarının) 2 yıl içinde elden çıkartılması KDV’ye tabi olacak, hisse senetlerinin elden çıkartılması ise elde tutulma süresine bakılmaksızın, KDV’den müstesna tutulacak.
TİCARET KANUNU İLMÜHABERİ HİSSE SENEDİ YERİNİ TUTUYOR
Türk Ticaret Kanunu’na bakıyoruz: 411. maddesinde “ilmühaberler” başlıklı özel bir düzenleme var.
Dikkatle okuyoruz;
“Madde 411 Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkarılan ilmühaberlerin, nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir.”
Görüldüğü gibi, Türk Ticaret Kanunu’nda da ilmühaberlerin, hisse senedi yerini tuttuğu açık ve net olarak belirtiliyordu.
O halde ortada yasa hükmü varken, yorum yolu ile ilmühaberlerin hisse senedinin yerini tutmayacağını iddia etmek hukuken mümkün değildi.
PEKİ SORUN NEYDİ?
Şimdi diyeceksiniz ki “Buraya kadar olay anlaşıldı. Peki sorun neydi?”
Sorun şuydu; birkaç inceleme elemanı “Geçici ilmühaber, hisse senedi olarak kabul edilmez, bu nedenle teslimi yüzde 18 KDV’ye tabidir” diye iddia ediyor. Ardından da bu gerekçeyle düzenlenen rapora istinaden milyarlarca lira KDV ve vergi ziyaı cezası (gecikme faizi hariç) isteniyordu. “İlmühaber yerine hisse senedi bastırılmış olsa bu vergi ve cezalar istenmeyecekti” deniliyor. Yani biçimsel bir olayla ilgili, yorumun faturası bu!..
DOĞRUSU NEYDİ?
Bu olay üzerine paniğe kapılan yüzlerce iş adamı aramış ve “Hocam, sizin yazıları kesip saklıyoruz. Biri altı yıl diğeri de üç yıl önce, geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçer, diye yazmıştınız. Şimdi kafamız karıştı doğrusu ne?” diye sormuştu.
Bize göre, olay çok açık ve netti.
Yasa ne diyorsa oydu... Birlikte bakalım:
1- Türk Ticaret Kanunu diye bir kanun var. Bu Kanun’un 411. maddesinde, “Geçici ilmühaber hisse senedinin yerini alır” diye net olarak yazıyor. Anlamak için okur-yazar olmak bile yeterli. Türkiye bir hukuk devleti, ortada açık ve net bir kanun hükmü varsa, yoruma itibar edilmez.
2- Maliye Bakanlığı’nın 232 No’lu Gelir Vergisi Genel tebliği var. Maliye Bakanlığı da bu tebliğinde, “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diye açık ve net bir açıklama yapıyor.
3- Maliye Bakanlığı’nın “mukteza (özelge)” diye adlandırılan, yazılı açıklamaları var. Hem de bir sürü... Hepsinde de “Geçici ilmühaber, hisse senedi yerine geçer. Geçici ilmühaberin teslimi KDV’ye tabi olmayacaktır” deniliyor.
4- Yargıtay’ın Hukuk Genel Kurulu Kararı var. Yargıtay’da “İlmühaber, hisse senedinin yerine geçer” diyor (Örneğin; Yarg.HGKK. 4 Temmuz 2007 tarih ve E.2007/13-332, K.2007/446).
5- Danıştay da “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diyor (Dn.7.D.14.12.1999 Tarih ve E.1999/70,K.1999/4120).
Yukarıda 5 madde halinde, “ilmühaberin hisse senedi yerine geçtiğini ve KDV’den müstesna olduğunu” hepsinin de dayanağını göstererek açıkladık.
Zaten, bu güne kadar bir tek yetkili ya da uzman ortaya çıkıp da “Efendim, bu konuda yasa maddesi, tebliğ ve kararların olduğu iddiası doğru değil. Geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçmez” demedi daha doğrusu diyemedi.
Daha ötesi, Özelleştirme İdaresi de çok sayıda şirketi ilmühaberle devretti.
Görüldüğü gibi, olay çok açık ve netti.
İYİ Kİ YARGI VAR
Yukarıdaki açıklamaları ve dayanağı olan yasa maddelerini, yargı kararlarını, Maliye’nin tebliğlerini ve özelgelerini okuyunca;
“Gözlerime inanamıyorum. Bütün bunlara rağmen nasıl KDV alınır?” dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız...
Ancak çok istisnai de olsa, bazen yasalar gözardı edilip yorum yolu ile vergi istenebiliyor.
Bu gibi durumlarda, Danıştay;
“Yasa ne diyorsa odur”
diye son noktayı koyuyor.
Her şeye rağmen, iyi ki bu ülkede yargı var...
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16409099.asp?yazarid=82&gid=61&hid=16409257
BAŞLIKTA “komedi” deyimini kullandık çünkü anonim şirketlerde hisse senedi ya da geçici ilmühaberle yapılan hisse devri zaten KDV’ye tabi değildi.
DANIŞTAY DOĞAN'A 1.4 MİLYAR DOLARLIK VERGİ VE CEZAYI DONDURDU
KDV Kanunu’nda hisse senedi devrinin KDV’ye tabi olmadığı, Türk Ticaret Kanunu’nda da geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı açıkça yazılı olmasına rağmen, yasalar hiçe sayılmış ve yorum yoluyla anonim şirket hisse devirleri, KDV’ye tabi tutulmuştu.
Hani adama sormuşlar ya “Abdestsiz namaz kılınır mı?”
O da demiş ki; “Ben kıldım oldu”
İşte onun gibi bir şey olmuştu!..
DANIŞTAY KARARI
Danıştay Dokuzuncu Dairesi, anonim şirket hisselerinin devrinde KDV alınması ile ilgili uygulama hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi 25 Kasım 2010 Tarih ve Esas No:2010/10221 sayılı kararı ile;
- Türk Ticaret Kanunu’nun 411 ve devamı olan maddelerinde yer alan “Geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı” hükmü ve hisse devri ile ilgili diğer düzenlemeler,
- KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yer alan hisse senetlerinin ortaklık payı olarak satış, devir ve teslimlerinin KDV’den istisna edilmiş olması ile ilgili hükmün değerlendirilmesi sonucu,
hisse devrinin KDV’ye tabi tutulması ile ilgili vergi ve cezalar hakkında teminat aranmaksızın yürütmenin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verdi.
OLAY NEYDİ?
2009 yılı Eylül ayında, anonim şirkete ait hisselerin geçici ilmühaberle devri işleminin, KDV’ye tabi tutulup milyarlarca liralık vergi ve ceza istenilmesi kafaları karıştırmış, iş dünyasında adeta panik yaratmıştı.
Yasa hükmünün aksine olan bu uygulama, iş dünyasının kafasını iyice karışmıştı. İş adamlarının bir kısmı şaşkın vaziyette, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışıyor, bir kısmı da (adının gizli tutulmasını isteyerek) panik halinde “Bize de mi ceza gelecek?” diye soruyorlardı.
Olayı, siyasi ya da başka bir polemiğe girmeden, konunun uzmanı bir akademisyen olarak “maliye profesörü” kimliğimle, tartışmalardan uzak bir şekilde, 10 Eylül 2009 tarihli yazımda, teknik yönleriyle açıklamış “Paniğe kapılmaya gerek yok, bu tür olaylar yargıdan döner” demiştim. Nitekim öyle de oldu... Bu arada, merak eden herkesin de araştırıp kontrol edebilmesi için her açıklamamın dayanağını da özellikle belirtmiştim.
YASAYA GÖRE KDV YOKTU
Bir şirketin, bir başka şirkete ait hisse senedini elden çıkarması, KDV’den istisna. Daha açık bir anlatımla, bu olayda KDV yok. Nerede mi yazıyor? KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yazıyor. Dikkatle okuyoruz; “..elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, HİSSE SENEDİ, tahvil” teslimi KDV’den müstesna tutuluyor.
HİSSE SENEDİ VE İŞTİRAK HİSSESİ
Bu olayda bir de “iştirak hissesi” tartışması var. KDV Yasasını dikkatle incelediğimizde, Madde 17/4-g’de “hisse senedi” ile ilgili ÖZEL BİR HÜKMÜN yer aldığı, Madde 17/4-r’de ise “iştirak hisseleri” ile ilgili GENEL BİR HÜKMÜN bulunduğu fark ediliyor.
İştirak hisseleri, hisse senetlerini de kapsayan genel bir deyim. Ancak özel bir hükümle hisse senetlerinin KDV’den müstesna olduğu yasada belirtilmiş. Bu duruma göre, hisse senetleri dışındaki iştirak hisselerinin (örneğin; limited şirketlere ait ortaklık payı, eshamlı komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları, adi ortaklıklara ait ortaklık payları, anonim şirketlerin hisse senedi ya da ilmühabere bağlanmamış ortaklık paylarının) 2 yıl içinde elden çıkartılması KDV’ye tabi olacak, hisse senetlerinin elden çıkartılması ise elde tutulma süresine bakılmaksızın, KDV’den müstesna tutulacak.
TİCARET KANUNU İLMÜHABERİ HİSSE SENEDİ YERİNİ TUTUYOR
Türk Ticaret Kanunu’na bakıyoruz: 411. maddesinde “ilmühaberler” başlıklı özel bir düzenleme var.
Dikkatle okuyoruz;
“Madde 411 Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkarılan ilmühaberlerin, nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir.”
Görüldüğü gibi, Türk Ticaret Kanunu’nda da ilmühaberlerin, hisse senedi yerini tuttuğu açık ve net olarak belirtiliyordu.
O halde ortada yasa hükmü varken, yorum yolu ile ilmühaberlerin hisse senedinin yerini tutmayacağını iddia etmek hukuken mümkün değildi.
PEKİ SORUN NEYDİ?
Şimdi diyeceksiniz ki “Buraya kadar olay anlaşıldı. Peki sorun neydi?”
Sorun şuydu; birkaç inceleme elemanı “Geçici ilmühaber, hisse senedi olarak kabul edilmez, bu nedenle teslimi yüzde 18 KDV’ye tabidir” diye iddia ediyor. Ardından da bu gerekçeyle düzenlenen rapora istinaden milyarlarca lira KDV ve vergi ziyaı cezası (gecikme faizi hariç) isteniyordu. “İlmühaber yerine hisse senedi bastırılmış olsa bu vergi ve cezalar istenmeyecekti” deniliyor. Yani biçimsel bir olayla ilgili, yorumun faturası bu!..
DOĞRUSU NEYDİ?
Bu olay üzerine paniğe kapılan yüzlerce iş adamı aramış ve “Hocam, sizin yazıları kesip saklıyoruz. Biri altı yıl diğeri de üç yıl önce, geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçer, diye yazmıştınız. Şimdi kafamız karıştı doğrusu ne?” diye sormuştu.
Bize göre, olay çok açık ve netti.
Yasa ne diyorsa oydu... Birlikte bakalım:
1- Türk Ticaret Kanunu diye bir kanun var. Bu Kanun’un 411. maddesinde, “Geçici ilmühaber hisse senedinin yerini alır” diye net olarak yazıyor. Anlamak için okur-yazar olmak bile yeterli. Türkiye bir hukuk devleti, ortada açık ve net bir kanun hükmü varsa, yoruma itibar edilmez.
2- Maliye Bakanlığı’nın 232 No’lu Gelir Vergisi Genel tebliği var. Maliye Bakanlığı da bu tebliğinde, “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diye açık ve net bir açıklama yapıyor.
3- Maliye Bakanlığı’nın “mukteza (özelge)” diye adlandırılan, yazılı açıklamaları var. Hem de bir sürü... Hepsinde de “Geçici ilmühaber, hisse senedi yerine geçer. Geçici ilmühaberin teslimi KDV’ye tabi olmayacaktır” deniliyor.
4- Yargıtay’ın Hukuk Genel Kurulu Kararı var. Yargıtay’da “İlmühaber, hisse senedinin yerine geçer” diyor (Örneğin; Yarg.HGKK. 4 Temmuz 2007 tarih ve E.2007/13-332, K.2007/446).
5- Danıştay da “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diyor (Dn.7.D.14.12.1999 Tarih ve E.1999/70,K.1999/4120).
Yukarıda 5 madde halinde, “ilmühaberin hisse senedi yerine geçtiğini ve KDV’den müstesna olduğunu” hepsinin de dayanağını göstererek açıkladık.
Zaten, bu güne kadar bir tek yetkili ya da uzman ortaya çıkıp da “Efendim, bu konuda yasa maddesi, tebliğ ve kararların olduğu iddiası doğru değil. Geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçmez” demedi daha doğrusu diyemedi.
Daha ötesi, Özelleştirme İdaresi de çok sayıda şirketi ilmühaberle devretti.
Görüldüğü gibi, olay çok açık ve netti.
İYİ Kİ YARGI VAR
Yukarıdaki açıklamaları ve dayanağı olan yasa maddelerini, yargı kararlarını, Maliye’nin tebliğlerini ve özelgelerini okuyunca;
“Gözlerime inanamıyorum. Bütün bunlara rağmen nasıl KDV alınır?” dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız...
Ancak çok istisnai de olsa, bazen yasalar gözardı edilip yorum yolu ile vergi istenebiliyor.
Bu gibi durumlarda, Danıştay;
“Yasa ne diyorsa odur”
diye son noktayı koyuyor.
Her şeye rağmen, iyi ki bu ülkede yargı var...
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16409099.asp?yazarid=82&gid=61&hid=16409257
BAŞLIKTA “komedi” deyimini kullandık çünkü anonim şirketlerde hisse senedi ya da geçici ilmühaberle yapılan hisse devri zaten KDV’ye tabi değildi.
DANIŞTAY DOĞAN'A 1.4 MİLYAR DOLARLIK VERGİ VE CEZAYI DONDURDU
KDV Kanunu’nda hisse senedi devrinin KDV’ye tabi olmadığı, Türk Ticaret Kanunu’nda da geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı açıkça yazılı olmasına rağmen, yasalar hiçe sayılmış ve yorum yoluyla anonim şirket hisse devirleri, KDV’ye tabi tutulmuştu.
Hani adama sormuşlar ya “Abdestsiz namaz kılınır mı?”
O da demiş ki; “Ben kıldım oldu”
İşte onun gibi bir şey olmuştu!..
DANIŞTAY KARARI
Danıştay Dokuzuncu Dairesi, anonim şirket hisselerinin devrinde KDV alınması ile ilgili uygulama hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi 25 Kasım 2010 Tarih ve Esas No:2010/10221 sayılı kararı ile;
- Türk Ticaret Kanunu’nun 411 ve devamı olan maddelerinde yer alan “Geçici ilmühaberin hisse senedi yerini aldığı” hükmü ve hisse devri ile ilgili diğer düzenlemeler,
- KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yer alan hisse senetlerinin ortaklık payı olarak satış, devir ve teslimlerinin KDV’den istisna edilmiş olması ile ilgili hükmün değerlendirilmesi sonucu,
hisse devrinin KDV’ye tabi tutulması ile ilgili vergi ve cezalar hakkında teminat aranmaksızın yürütmenin durdurulmasına, oybirliğiyle karar verdi.
OLAY NEYDİ?
2009 yılı Eylül ayında, anonim şirkete ait hisselerin geçici ilmühaberle devri işleminin, KDV’ye tabi tutulup milyarlarca liralık vergi ve ceza istenilmesi kafaları karıştırmış, iş dünyasında adeta panik yaratmıştı.
Yasa hükmünün aksine olan bu uygulama, iş dünyasının kafasını iyice karışmıştı. İş adamlarının bir kısmı şaşkın vaziyette, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışıyor, bir kısmı da (adının gizli tutulmasını isteyerek) panik halinde “Bize de mi ceza gelecek?” diye soruyorlardı.
Olayı, siyasi ya da başka bir polemiğe girmeden, konunun uzmanı bir akademisyen olarak “maliye profesörü” kimliğimle, tartışmalardan uzak bir şekilde, 10 Eylül 2009 tarihli yazımda, teknik yönleriyle açıklamış “Paniğe kapılmaya gerek yok, bu tür olaylar yargıdan döner” demiştim. Nitekim öyle de oldu... Bu arada, merak eden herkesin de araştırıp kontrol edebilmesi için her açıklamamın dayanağını da özellikle belirtmiştim.
YASAYA GÖRE KDV YOKTU
Bir şirketin, bir başka şirkete ait hisse senedini elden çıkarması, KDV’den istisna. Daha açık bir anlatımla, bu olayda KDV yok. Nerede mi yazıyor? KDV Kanunu’nun 17/4-g maddesinde yazıyor. Dikkatle okuyoruz; “..elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, HİSSE SENEDİ, tahvil” teslimi KDV’den müstesna tutuluyor.
HİSSE SENEDİ VE İŞTİRAK HİSSESİ
Bu olayda bir de “iştirak hissesi” tartışması var. KDV Yasasını dikkatle incelediğimizde, Madde 17/4-g’de “hisse senedi” ile ilgili ÖZEL BİR HÜKMÜN yer aldığı, Madde 17/4-r’de ise “iştirak hisseleri” ile ilgili GENEL BİR HÜKMÜN bulunduğu fark ediliyor.
İştirak hisseleri, hisse senetlerini de kapsayan genel bir deyim. Ancak özel bir hükümle hisse senetlerinin KDV’den müstesna olduğu yasada belirtilmiş. Bu duruma göre, hisse senetleri dışındaki iştirak hisselerinin (örneğin; limited şirketlere ait ortaklık payı, eshamlı komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları, iş ortaklıkları, adi ortaklıklara ait ortaklık payları, anonim şirketlerin hisse senedi ya da ilmühabere bağlanmamış ortaklık paylarının) 2 yıl içinde elden çıkartılması KDV’ye tabi olacak, hisse senetlerinin elden çıkartılması ise elde tutulma süresine bakılmaksızın, KDV’den müstesna tutulacak.
TİCARET KANUNU İLMÜHABERİ HİSSE SENEDİ YERİNİ TUTUYOR
Türk Ticaret Kanunu’na bakıyoruz: 411. maddesinde “ilmühaberler” başlıklı özel bir düzenleme var.
Dikkatle okuyoruz;
“Madde 411 Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkarılan ilmühaberlerin, nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir.”
Görüldüğü gibi, Türk Ticaret Kanunu’nda da ilmühaberlerin, hisse senedi yerini tuttuğu açık ve net olarak belirtiliyordu.
O halde ortada yasa hükmü varken, yorum yolu ile ilmühaberlerin hisse senedinin yerini tutmayacağını iddia etmek hukuken mümkün değildi.
PEKİ SORUN NEYDİ?
Şimdi diyeceksiniz ki “Buraya kadar olay anlaşıldı. Peki sorun neydi?”
Sorun şuydu; birkaç inceleme elemanı “Geçici ilmühaber, hisse senedi olarak kabul edilmez, bu nedenle teslimi yüzde 18 KDV’ye tabidir” diye iddia ediyor. Ardından da bu gerekçeyle düzenlenen rapora istinaden milyarlarca lira KDV ve vergi ziyaı cezası (gecikme faizi hariç) isteniyordu. “İlmühaber yerine hisse senedi bastırılmış olsa bu vergi ve cezalar istenmeyecekti” deniliyor. Yani biçimsel bir olayla ilgili, yorumun faturası bu!..
DOĞRUSU NEYDİ?
Bu olay üzerine paniğe kapılan yüzlerce iş adamı aramış ve “Hocam, sizin yazıları kesip saklıyoruz. Biri altı yıl diğeri de üç yıl önce, geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçer, diye yazmıştınız. Şimdi kafamız karıştı doğrusu ne?” diye sormuştu.
Bize göre, olay çok açık ve netti.
Yasa ne diyorsa oydu... Birlikte bakalım:
1- Türk Ticaret Kanunu diye bir kanun var. Bu Kanun’un 411. maddesinde, “Geçici ilmühaber hisse senedinin yerini alır” diye net olarak yazıyor. Anlamak için okur-yazar olmak bile yeterli. Türkiye bir hukuk devleti, ortada açık ve net bir kanun hükmü varsa, yoruma itibar edilmez.
2- Maliye Bakanlığı’nın 232 No’lu Gelir Vergisi Genel tebliği var. Maliye Bakanlığı da bu tebliğinde, “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diye açık ve net bir açıklama yapıyor.
3- Maliye Bakanlığı’nın “mukteza (özelge)” diye adlandırılan, yazılı açıklamaları var. Hem de bir sürü... Hepsinde de “Geçici ilmühaber, hisse senedi yerine geçer. Geçici ilmühaberin teslimi KDV’ye tabi olmayacaktır” deniliyor.
4- Yargıtay’ın Hukuk Genel Kurulu Kararı var. Yargıtay’da “İlmühaber, hisse senedinin yerine geçer” diyor (Örneğin; Yarg.HGKK. 4 Temmuz 2007 tarih ve E.2007/13-332, K.2007/446).
5- Danıştay da “İlmühaber, hisse senedi yerine geçer” diyor (Dn.7.D.14.12.1999 Tarih ve E.1999/70,K.1999/4120).
Yukarıda 5 madde halinde, “ilmühaberin hisse senedi yerine geçtiğini ve KDV’den müstesna olduğunu” hepsinin de dayanağını göstererek açıkladık.
Zaten, bu güne kadar bir tek yetkili ya da uzman ortaya çıkıp da “Efendim, bu konuda yasa maddesi, tebliğ ve kararların olduğu iddiası doğru değil. Geçici ilmühaber hisse senedi yerine geçmez” demedi daha doğrusu diyemedi.
Daha ötesi, Özelleştirme İdaresi de çok sayıda şirketi ilmühaberle devretti.
Görüldüğü gibi, olay çok açık ve netti.
İYİ Kİ YARGI VAR
Yukarıdaki açıklamaları ve dayanağı olan yasa maddelerini, yargı kararlarını, Maliye’nin tebliğlerini ve özelgelerini okuyunca;
“Gözlerime inanamıyorum. Bütün bunlara rağmen nasıl KDV alınır?” dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız...
Ancak çok istisnai de olsa, bazen yasalar gözardı edilip yorum yolu ile vergi istenebiliyor.
Bu gibi durumlarda, Danıştay;
“Yasa ne diyorsa odur”
diye son noktayı koyuyor.
Her şeye rağmen, iyi ki bu ülkede yargı var...
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16409099.asp?yazarid=82&gid=61&hid=16409257
10 Soruda Limited ve Anonim Şirketlerde Sorumluluk
10 Soruda Limited ve Anonim Şirketlerde Sorumluluk
Limited şirket ortakları şirketin ödenmemiş amme borçlarından sorumlumudur?
Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Limited şirket ortakları hisse devri yaptığında amme alacağından kim sorumludur?
Ortağın şirketteki sermaye hissesini devretmesi halinde, hisseyi devreden ve devralan şahıslar, devir öncesine ait ve vadesi devir tarihi itibarıyla geçmiş olan amme alacaklarının ödenmesinden, müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden, müteselsilen sorumlu tutulur.
Limited şirket ortaklarının hisselerini devrettiği nasıl belgelendirilir?
Limited şirket ortaklarının hisselerinin devri için bu işlemin ticaret sicilinde tescil ve ilanı esas olmakla birlikte, tescil ve ilanın yapılmaması halinde, hisse devrine ilişkin noter devir sözleşmesinin ve bu hisse devrinin ortaklar kurulu kararıyla uygun bulunduğunun pay defterine kaydedilmiş olması halinde de hisse devredilebilmektedir. Hisse devirleri, ya ticaret sicili gazetesi ile ya da noter satış sözleşmesi ve ortaklar kurulu kararının ibrazı ile belgelendirilir.
Limited şirketlerde kanuni temsilci kimdir ve şirketin ödenmemiş borçlarından sorumluluğu nedir?
Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve mecburdurlar. Böyle bir durumda ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz olacaklarından, amme alacağının tamamından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulurlar. Ancak şirket işlerini idare ve şirketi temsile yetki verilmiş bir kişi (ortak) bulunması halinde, kanuni temsilci olan bu ortak amme alacağının tamamından sorumlu olacaktır.
Anonim şirketlerde kanuni temsilciler kimlerdir?
Anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, diğer bir ifade ile yönetim kuruludur. Yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisi, esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere devredilebilir.
Anonim şirketlerin kanuni temsilcileri için ticaret sicilinde tescil gerekli mi?
İdare meclisinin şirketi temsile yetkili kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmesi, temsil yetkisine ilişkin kararın noterlikçe tasdik edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesi şarttır.
Buna göre;
• Temsil yetkisine ilişkin noter tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
• Şirketi temsil yetkisi verilen kişilerin kimler olduğu,
hususlarının ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olması gerekmektedir. Bu tescil, ilan tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
Anonim şirketlerde kanuni temsilcilerin yetkileri sınırlandırılabilir mi?
Şirketi temsile yetkili olanların şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına yapmaları gerekir. Bu yetki kapsam olarak sınırlandırılamaz.
Anonim şirketlerin ödenmemiş amme borcundan kim sorumludur?
Amme alacağının tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde; kanuni temsilciler şirketin ödenmemiş borçlarından müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Şirketi temsil yetkisi murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürlere bırakılmış ise, amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilir.
Temsil yetkisi murahhas üyelere veya pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmamış ise, yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadırlar ve amme alacağının ödenmesinden yönetim kurulu üyeleri şahsi mal varlıklarıyla sorumludurlar.
Anonim şirketlerin ortakları şirketin amme borçlarından sorumlumudur?
Anonim şirketlerin ortaklarının, anonim şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumlu tutulacağına ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığından, bu ortakların şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumluluğu bulunmamaktadır.
Hangi hallerde, limited şirketlerin ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinden şirkete ait amme alacakları takip edilir?
• Şirketin haczedilen mal varlığının 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerlemesi sonucu, tespit edilen değerlerinin amme alacağını karşılamaması veya bu malların satışının yapılmasına rağmen amme alacağının tamamen tahsil edilememiş olması,
• Şirketin haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması,
• Şirketin iflasının istenmiş veya iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması,
• Borçlu şirketin yapılan araştırmalara rağmen bulunamaması,
hallerinde amme alacağının limited şirket ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinin şahsi mal varlığından takip ve tahsiline gidilir.
Limited şirket ortakları şirketin ödenmemiş amme borçlarından sorumlumudur?
Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Limited şirket ortakları hisse devri yaptığında amme alacağından kim sorumludur?
Ortağın şirketteki sermaye hissesini devretmesi halinde, hisseyi devreden ve devralan şahıslar, devir öncesine ait ve vadesi devir tarihi itibarıyla geçmiş olan amme alacaklarının ödenmesinden, müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden, müteselsilen sorumlu tutulur.
Limited şirket ortaklarının hisselerini devrettiği nasıl belgelendirilir?
Limited şirket ortaklarının hisselerinin devri için bu işlemin ticaret sicilinde tescil ve ilanı esas olmakla birlikte, tescil ve ilanın yapılmaması halinde, hisse devrine ilişkin noter devir sözleşmesinin ve bu hisse devrinin ortaklar kurulu kararıyla uygun bulunduğunun pay defterine kaydedilmiş olması halinde de hisse devredilebilmektedir. Hisse devirleri, ya ticaret sicili gazetesi ile ya da noter satış sözleşmesi ve ortaklar kurulu kararının ibrazı ile belgelendirilir.
Limited şirketlerde kanuni temsilci kimdir ve şirketin ödenmemiş borçlarından sorumluluğu nedir?
Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve mecburdurlar. Böyle bir durumda ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz olacaklarından, amme alacağının tamamından müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulurlar. Ancak şirket işlerini idare ve şirketi temsile yetki verilmiş bir kişi (ortak) bulunması halinde, kanuni temsilci olan bu ortak amme alacağının tamamından sorumlu olacaktır.
Anonim şirketlerde kanuni temsilciler kimlerdir?
Anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, diğer bir ifade ile yönetim kuruludur. Yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisi, esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere devredilebilir.
Anonim şirketlerin kanuni temsilcileri için ticaret sicilinde tescil gerekli mi?
İdare meclisinin şirketi temsile yetkili kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmesi, temsil yetkisine ilişkin kararın noterlikçe tasdik edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesi şarttır.
Buna göre;
• Temsil yetkisine ilişkin noter tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
• Şirketi temsil yetkisi verilen kişilerin kimler olduğu,
hususlarının ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olması gerekmektedir. Bu tescil, ilan tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
Anonim şirketlerde kanuni temsilcilerin yetkileri sınırlandırılabilir mi?
Şirketi temsile yetkili olanların şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına yapmaları gerekir. Bu yetki kapsam olarak sınırlandırılamaz.
Anonim şirketlerin ödenmemiş amme borcundan kim sorumludur?
Amme alacağının tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde; kanuni temsilciler şirketin ödenmemiş borçlarından müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Şirketi temsil yetkisi murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürlere bırakılmış ise, amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilir.
Temsil yetkisi murahhas üyelere veya pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmamış ise, yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadırlar ve amme alacağının ödenmesinden yönetim kurulu üyeleri şahsi mal varlıklarıyla sorumludurlar.
Anonim şirketlerin ortakları şirketin amme borçlarından sorumlumudur?
Anonim şirketlerin ortaklarının, anonim şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumlu tutulacağına ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığından, bu ortakların şirketlerin ödenmemiş amme borçlarından sorumluluğu bulunmamaktadır.
Hangi hallerde, limited şirketlerin ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinden şirkete ait amme alacakları takip edilir?
• Şirketin haczedilen mal varlığının 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerlemesi sonucu, tespit edilen değerlerinin amme alacağını karşılamaması veya bu malların satışının yapılmasına rağmen amme alacağının tamamen tahsil edilememiş olması,
• Şirketin haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması,
• Şirketin iflasının istenmiş veya iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması,
• Borçlu şirketin yapılan araştırmalara rağmen bulunamaması,
hallerinde amme alacağının limited şirket ortakları ve kanuni temsilcileri ile anonim şirketlerin kanuni temsilcilerinin şahsi mal varlığından takip ve tahsiline gidilir.
ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERİN SERMAYELERİNİ YENİ ASGARİ TUTARLARA YÜKSELTMELERİNE VE KURULUŞU VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ İZNE TABİ ANONİM ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:
Resmi Gazete Tarih ve No: 15 Kasım 2012 – 28468
ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERİN SERMAYELERİNİ YENİ ASGARİ TUTARLARA YÜKSELTMELERİNE VE KURULUŞU VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ İZNE TABİ ANONİM ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı;
a) Kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığının iznine tabi olan anonim şirketleri belirlemek ve bu şirketlerde izin alınmasına,
b) Anonim ve limited şirketlerin sermayelerinin yeni asgari tutarlara yükseltilmesine,
ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan anonim şirketler ile sermayeleri ellibin liranın altında olan anonim şirketleri ve sermayeleri onbin liranın altında olan limitedşirketleri kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu, 333 ve 453 üncü maddeleri ile 14/1/2011 tarihli ve 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 20 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğde geçen:
a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,
b) Genel Müdürlük: İç Ticaret Genel Müdürlüğünü,
c) Şirket: Bakanlık iznine tabi anonim şirketleri,
ifade eder.
Kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketler
MADDE 5 – (1) Bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, tüketici finansmanı ve kart hizmetleri şirketleri, varlık yönetim şirketleri, sigorta şirketleri, anonim şirket şeklinde kurulan holdingler, döviz büfesi işleten şirketler, umumi mağazacılıkla uğraşan şirketler, tarım ürünleri lisanslı depoculuk şirketleri, ürün ihtisas borsası şirketleri, bağımsız denetim şirketleri, gözetim şirketleri, teknoloji geliştirme bölgesi yönetici şirketleri, 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa tabi şirketler ile serbest bölge kurucusu ve işleticisi şirketlerin kuruluşları ve esas sözleşme değişiklikleri Bakanlığın iznine tabidir. Ancak, kayıtlı sermaye sistemine kabul edilen Sermaye Piyasası Kanununa tabi halka açık anonim şirketlerin kayıtlı sermaye tavanı içinde yapacakları sermaye artışlarında Bakanlık izni aranmaz.
Bakanlık izni alınması
MADDE 6 – (1) 5 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan şirketlerin kurulabilmesi için aşağıda belirtilen belgelerle başvurularak Genel Müdürlükten izin alınması zorunludur:
a) Kurucuların imzaları noter tarafından onaylanmış esas sözleşme,
b) Kuruluşu, diğer resmi kurumların uygun görüşünü veya iznini gerektiren şirketler için uygun görüş veya izin yazısı.
(2) 5 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan şirketlerin, esas sözleşme değişikliklerinin genel kurulda görüşülebilmesi için aşağıda belirtilen belgelerle başvurularak Genel Müdürlükten izin alınması zorunludur:
a) Esas sözleşme değişikliğine ilişkin yönetim kurulu kararının noter onaylı örneği,
b) Esas sözleşmenin değişen maddesinin/maddelerinin yeni metni,
c) Esas sözleşme değişikliği diğer resmi kurumların uygun görüşünü veya iznini gerektiren şirketler için uygun görüş veya izin yazısı,
ç) Sermaye artırımına ilişkin esas sözleşme değişikliğinde;
1) Sermayenin tamamının ödendiğine, karşılıksız kalıp kalmadığına ve şirket özvarlığının tespitine ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu,
2) Sermaye artırımının iç kaynaklardan yapılması halinde, iç kaynaklardan karşılanan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğuna ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu, denetime tabi şirketlerde ise denetçinin bu tespitlere ilişkin raporu,
3) Konulan ayni sermaye ile sermaye artırımı sırasında devralınacak işletmeler ve ayınların değerinin tespitine ilişkin mahkemece atanan bilirkişi tarafından hazırlanmış değerleme raporları,
4) Konulan ayni sermaye üzerinde herhangi bir sınırlamanın olmadığına dair ilgili sicilden alınacak yazı,
5) Ayni sermaye olarak konulan taşınmazın, fikri mülkiyet haklarının ve diğer değerlerin kayıtlı bulundukları sicillere şerh verildiğini gösteren belge.
d) Sermayenin azaltılmasına ilişkin esas sözleşme değişikliğinde; sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette mevcut olduğunun belirlenmesine ilişkin yeminli mali müşavir raporu, denetime tabi şirketlerde ise denetçinin bu tespitlere ilişkin raporu.
(3) Bakanlık izninin, şirketin kuruluşunda ticaret sicili müdürlüğüne tescil başvurusundan önce, esas sözleşme değişikliklerinde ise genel kurul tarihinden önce alınması gerekir. Bakanlık izni alınmadan kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri ticaret sicili müdürlüğüne tescil edilemez.
Sermayenin asgari tutarlara yükseltilmesi
MADDE 7 – (1) Sermayeleri ellibin Türk Lirasının altında olan anonim şirketler ile onbin Türk Lirasından az olan limited şirketlerin sermayelerini, 14/2/2014 tarihine kadar bu miktarlara yükseltmeleri gerekmektedir.
(2) Sermayelerini, 1/7/2012 tarihine kadar, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 272 ve 507 nci maddeleri uyarınca Bakanlar Kurulunun 2001/3500 sayılı Kararı ile anonim ve limited şirketler için öngörülen asgari sermaye tutarına yükseltmeyen anonim ve limited şirketlerin de, birinci fıkra hükmü çerçevesinde sermayelerini yükseltmeleri gerekmektedir.
(3) Birinci ve ikinci fıkra kapsamında olan ve belirlenen süre içerisinde sermayelerini öngörülen tutarlara yükseltmeyen şirketler, bu sürenin sonunda infisah etmiş sayılırlar.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
MADDE 8 – (1) 25/7/2003 tarihli ve 25179 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Kuruluş ve Ana Sözleşme Değişikliği İşlemlerine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: İç Ticaret 2003/3) yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) 24/8/2002 tarihli ve 24856 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Sermayelerini Yeni Asgari Miktarlara Yükseltme Sürelerinin Uzatılmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: İç Ticaret 2002/4) yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 10 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.
Resmi Gazete Tarih ve No: 15 Kasım 2012 – 28468
ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERİN SERMAYELERİNİ YENİ ASGARİ TUTARLARA YÜKSELTMELERİNE VE KURULUŞU VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ İZNE TABİ ANONİM ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı;
a) Kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığının iznine tabi olan anonim şirketleri belirlemek ve bu şirketlerde izin alınmasına,
b) Anonim ve limited şirketlerin sermayelerinin yeni asgari tutarlara yükseltilmesine,
ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan anonim şirketler ile sermayeleri ellibin liranın altında olan anonim şirketleri ve sermayeleri onbin liranın altında olan limitedşirketleri kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu, 333 ve 453 üncü maddeleri ile 14/1/2011 tarihli ve 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 20 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Tebliğde geçen:
a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,
b) Genel Müdürlük: İç Ticaret Genel Müdürlüğünü,
c) Şirket: Bakanlık iznine tabi anonim şirketleri,
ifade eder.
Kuruluşu ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketler
MADDE 5 – (1) Bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, tüketici finansmanı ve kart hizmetleri şirketleri, varlık yönetim şirketleri, sigorta şirketleri, anonim şirket şeklinde kurulan holdingler, döviz büfesi işleten şirketler, umumi mağazacılıkla uğraşan şirketler, tarım ürünleri lisanslı depoculuk şirketleri, ürün ihtisas borsası şirketleri, bağımsız denetim şirketleri, gözetim şirketleri, teknoloji geliştirme bölgesi yönetici şirketleri, 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa tabi şirketler ile serbest bölge kurucusu ve işleticisi şirketlerin kuruluşları ve esas sözleşme değişiklikleri Bakanlığın iznine tabidir. Ancak, kayıtlı sermaye sistemine kabul edilen Sermaye Piyasası Kanununa tabi halka açık anonim şirketlerin kayıtlı sermaye tavanı içinde yapacakları sermaye artışlarında Bakanlık izni aranmaz.
Bakanlık izni alınması
MADDE 6 – (1) 5 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan şirketlerin kurulabilmesi için aşağıda belirtilen belgelerle başvurularak Genel Müdürlükten izin alınması zorunludur:
a) Kurucuların imzaları noter tarafından onaylanmış esas sözleşme,
b) Kuruluşu, diğer resmi kurumların uygun görüşünü veya iznini gerektiren şirketler için uygun görüş veya izin yazısı.
(2) 5 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan şirketlerin, esas sözleşme değişikliklerinin genel kurulda görüşülebilmesi için aşağıda belirtilen belgelerle başvurularak Genel Müdürlükten izin alınması zorunludur:
a) Esas sözleşme değişikliğine ilişkin yönetim kurulu kararının noter onaylı örneği,
b) Esas sözleşmenin değişen maddesinin/maddelerinin yeni metni,
c) Esas sözleşme değişikliği diğer resmi kurumların uygun görüşünü veya iznini gerektiren şirketler için uygun görüş veya izin yazısı,
ç) Sermaye artırımına ilişkin esas sözleşme değişikliğinde;
1) Sermayenin tamamının ödendiğine, karşılıksız kalıp kalmadığına ve şirket özvarlığının tespitine ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu,
2) Sermaye artırımının iç kaynaklardan yapılması halinde, iç kaynaklardan karşılanan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğuna ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu, denetime tabi şirketlerde ise denetçinin bu tespitlere ilişkin raporu,
3) Konulan ayni sermaye ile sermaye artırımı sırasında devralınacak işletmeler ve ayınların değerinin tespitine ilişkin mahkemece atanan bilirkişi tarafından hazırlanmış değerleme raporları,
4) Konulan ayni sermaye üzerinde herhangi bir sınırlamanın olmadığına dair ilgili sicilden alınacak yazı,
5) Ayni sermaye olarak konulan taşınmazın, fikri mülkiyet haklarının ve diğer değerlerin kayıtlı bulundukları sicillere şerh verildiğini gösteren belge.
d) Sermayenin azaltılmasına ilişkin esas sözleşme değişikliğinde; sermayenin azaltılmasına rağmen şirket alacaklılarının haklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifin şirkette mevcut olduğunun belirlenmesine ilişkin yeminli mali müşavir raporu, denetime tabi şirketlerde ise denetçinin bu tespitlere ilişkin raporu.
(3) Bakanlık izninin, şirketin kuruluşunda ticaret sicili müdürlüğüne tescil başvurusundan önce, esas sözleşme değişikliklerinde ise genel kurul tarihinden önce alınması gerekir. Bakanlık izni alınmadan kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri ticaret sicili müdürlüğüne tescil edilemez.
Sermayenin asgari tutarlara yükseltilmesi
MADDE 7 – (1) Sermayeleri ellibin Türk Lirasının altında olan anonim şirketler ile onbin Türk Lirasından az olan limited şirketlerin sermayelerini, 14/2/2014 tarihine kadar bu miktarlara yükseltmeleri gerekmektedir.
(2) Sermayelerini, 1/7/2012 tarihine kadar, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 272 ve 507 nci maddeleri uyarınca Bakanlar Kurulunun 2001/3500 sayılı Kararı ile anonim ve limited şirketler için öngörülen asgari sermaye tutarına yükseltmeyen anonim ve limited şirketlerin de, birinci fıkra hükmü çerçevesinde sermayelerini yükseltmeleri gerekmektedir.
(3) Birinci ve ikinci fıkra kapsamında olan ve belirlenen süre içerisinde sermayelerini öngörülen tutarlara yükseltmeyen şirketler, bu sürenin sonunda infisah etmiş sayılırlar.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
MADDE 8 – (1) 25/7/2003 tarihli ve 25179 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Kuruluş ve Ana Sözleşme Değişikliği İşlemlerine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: İç Ticaret 2003/3) yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) 24/8/2002 tarihli ve 24856 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Sermayelerini Yeni Asgari Miktarlara Yükseltme Sürelerinin Uzatılmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: İç Ticaret 2002/4) yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 10 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.
1 Ekim 2012 Pazartesi
Yurt Dışı İştirak Kazançları İstisnası
Yurt Dışı İştirak Kazançları İstisnası
Koray ATEŞ
SMMM-E. Öğretim Görevlisi
Akdeniz Denetim YMM Ltd.Şti
- 22.02.2012 -
Soru: Yurt dışı iştirak kazançları istisnası hakkında bilinmesi gerekenler
Cevap: Nasıl ki yurt içinde bir şirketten elde edilen iştirak geliri Kurumlar Vergisinden istisna ise yurt dışı bir şirketten elde edilen iştirak kazancı da belli şartların oluşması halinde kurum kazancından istisna edilmiştir. Yurt dışı iştirak kazançlarıyla ilgili istisna uygulaması, 5520 sayılı yeni Kurumlar Vergisi Kanunu’nda, yurt dışından elde edilen kazancın şube kazancı veya iştirak kazancı olmasına göre, iki farklı şekilde düzenlenmiştir.
Yurt dışı iştirak kazançlarıyla ilgili istisna şartları Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-b maddesinde düzenlenmiş olup, aşağıdaki gibidir;
“Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan anonim ve limited şirket niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak eden kurumların, bu iştiraklerinden elde ettikleri aşağıdaki şartları taşıyan iştirak kazançları;
1) İştirak payını elinde tutan şirketin, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az % 10’una sahip olması,
2) Kazancın elde edildiği tarih itibariyle iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması[1]
3) Yurt dışı iştirak kazancının kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 15 oranında gelir ve kurumlar vergisi toplam vergi yükü taşıması; iştirak edilen şirketin esas faaliyet konusunun, finansal kiralama dahil finansman temini veya sigorta hizmetlerinin sunulması ya da menkul kıymet yatırımı olması durumunda, iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,
4) İştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi.
Yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olduğu durumlarda, özel amaç için kurulduğunun ana sözleşmelerinde belirtilmesi ve fiilen bu amaç dışında faaliyetinin bulunmaması şartıyla, söz konusu şirketlere iştirak edilmesinden elde edilen kazançlar için bu bentte belirtilen şartlar aranmaz.
Bu bent uyarınca vergi yükü, kanunî veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden ve kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil olmak üzere toplam gelir ve kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi toplamına oranlanması suretiyle tespit edilir.”
Buna göre istisnadan yararlanma koşullarını şu şekilde sıralayabiliriz.
- İştirak edilen kurumun anonim veya limited şirket niteliğinde bir kurum olması gerekmektedir. Bu çerçevede, kurum olarak nitelendirilmekle birlikte anonim şirket veya limited şirket niteliğinde olmayan kurumlardan elde edilecek iştirak kazançları bu istisnadan yararlanamayacaktır.
- İstisnadan yararlanabilmek için iştirak edilen kurumun kanuni ve iş merkezinin her ikisinin de Türkiye’de olmaması gerekmektedir.
- İştirak payını elinde tutan kurumun, iştirak kazancını elde ettiği tarih itibariyle yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az % 10’una sahip olması gerekmektedir. Bu oranın, kazancın elde edildiği tarihten itibaren geriye doğru kesintisiz olarak bir yıl süreyle devam ettirilmiş olması da şarttır.
- İştirak payını elinde tutan kurumun yurt dışı iştirak paylarını, iştirak kazancının elde edildiği tarih itibariyle en az bir yıl süreyle ve kesintisiz olarak elde tutması gerekmektedir. Rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle veya yurt dışı iştirakin iç kaynaklarından yapılan sermaye artırımları nedeniyle elde edilen iştirak payları için bir yıllık elde tutulma süresinin tespitinde, sahip olunan eski iştirak paylarının elde edildiği tarih esas alınacaktır.
- İştirak kazançlarının, kâr payı dağıtımına konu olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil olmak üzere doğduğu ülke kanunları uyarınca en az yüzde 15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri bir yükü taşıması gerekmektedir. Yüzde 15 oranı nominal bir oranı değil, efektif bir oranı temsil etmektedir. Yani, vergi yükü yurt dışındaki iştirakin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden ve kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler de dahil olmak üzere, toplam gelir ve kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen dağıtılabilir brüt kurum kazancına (tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi dahil) oranlanması suretiyle bulunacaktır.
Uygulama :
Yurt Dışında Ödenen Vergi Toplamı : 10.000 TL
Ticari Kazanç : 120.000 TL
KKEG : 20.000 TL
Vergi Matrahı : 140.000 TL
Vergi Yükü : 10.000 / 120.000 = 0,09
Şirketin yurt dışı vergi yükü yüzde 9 olmasından dolayı iştirak kazançları istisnasından yararlanılamayacaktır.
- İştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. Bu hüküm uyarınca, elde edilen iştirak kazancının belirtilen tarihe kadar transfer edilmeyen kısmı istisnadan yararlanamayacaktır.
Yurt dışı iştirak kazancı istisnasından yararlanılabilmesi için yukarıda yer alan koşulların birlikte gerçekleştirilmesi şarttır. Bu anlamda, koşullardan herhangi birinin olmadığı durumda, diğer bütün koşullar sağlansa bile elde edilen kazanç istisnadan yararlanamayacaktır. Bunun tek istisnası, yurt dışındaki inşaat işlerinin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olduğu durumdur. Yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulması zorunlu ise söz konusu şirkete iştirak edilmesinden elde edilen kazançlara, herhangi bir şart aranmaksızın istisna uygulanacaktır.
Yurt dışı şube kazançlarıyla ilgili, inşaat işlerini de kapsayan genel istisna prensibi böyle olmakla birlikte, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-h maddesinde, yurt dışı inşaat kazançlarıyla ilgili özel bir istisna hükmüne yer verilmiştir. Buna göre;
“Yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlar” kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Söz konusu hükme göre, istisnadan yararlanılabilmesi için aranan tek şart, bu kazançların Türkiye’de genel netice hesaplarına intikal ettirilmesinden ibarettir. Ancak, istisnadan yararlanmak için kazancın Türkiye’ye getirilme şartı aranmamaktadır.
[1] Rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle veya yurt dışı iştirakin iç kaynaklarından yapılan sermaye artırımları nedeniyle elde edilen iştirak payları için sahip olunan eski iştirak paylarının elde edilme tarihi esas alınır.
Koray ATEŞ
SMMM-E. Öğretim Görevlisi
Akdeniz Denetim YMM Ltd.Şti.
Fax:0224 224 53 54
korayates@muhasebetr.com
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
Yurtdışı iştirak kazançları istisnası
Yurtdışı iştirak kazançları istisnası
Akşam Gazetesi
Metin Taş-Sezgin Özcan
Kurumlar vergisi mükelleflerinin; yurtdışında faaliyet gösteren (kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan) anonim ve limited şirket niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak etmelerinden kaynaklanan kazançlar (iştirak kazançları) kurumlar vergisinden istisna edilmiş durumda.
Temel amacı çifte vergilemenin önlenmesi olan iştirak kazançları istisnası her durumda uygulanamıyor. İstisnanın uygulanabilmesi için bazı şartların sağlanması gerekiyor.
PAY VE SÜRE ŞARTI
İştirak kazançları istisnasının ilk şartı; iştirak payını elinde tutan şirketin, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az yüzde 10'una sahip olması. Burada belirtilen yüzde 10'luk oran sermaye payını değil; ödenmiş sermayedeki payı ifade ediyor.
Kazancın elde edildiği tarih itibariyle iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması, iştirak kazançları istisnasından yararlanmanın ikinci şartı. Rüçhan hakkı kullanılarak veya yurt dışı iştirakin iç kaynaklarından yapılan sermaye artırımları nedeniyle elde edilen iştirak payları için sahip olunan eski iştirak paylarının elde edilme tarihi esas alınıyor.
VERGİ YÜKÜ ŞARTI
İştirak kazançları istisnasının üçüncü şartı, yurtdışında vergiye tabi tutulan iştirak kazancının taşıması gereken vergi yükü ile ilgili. Buna göre; yurt dışı iştirak kazancının kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az yüzde15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması gerekiyor.
İştirak edilen şirketin esas faaliyet konusunun finansal kiralama dahil finansman temini veya sigorta hizmetlerinin sunulması ya da menkul kıymet yatırımı olması durumunda; yüzde 15'lik vergi yükü şartı değişiyor. Bu durumda, iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye'de uygulanan kurumlar vergisi oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması şartı aranıyor.
VERGİ YÜKÜNÜN TESPİTİ
Vergi yükünün tespiti; kanun” veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden ve kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil olmak üzere toplam gelir ve kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi toplamına oranlanması yoluyla yapılıyor.
KAZANCIN GETİRİLME ŞARTI
İştirak kazançları istisnasından yararlanmanın son şartı; iştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi.
Bu şartın sağlanması için, iştirakten elde edilen kazanç ile ilgili bilgilerin muhasebe kayıtlarına girmesi yeterli değil. Söz konusu kazancın hem kayıtlara alınması hem de kazancın fiilen Türkiye'ye getirilmesi gerekiyor. Diğer bütün şartlar sağlanmış olsa bile bu şart sağlanamadığında istisnadan yararlanılamıyor.
AKLINIZDA BULUNSUN
İnşaat ve teknik faaliyetlerde şartlar
Yazımızda kısaca açıklamaya çalıştığımız yurtdışı iştirak kazançları istisnası, yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetleri konu edinen iştiraklerden elde edilen kazançlar için farklı uygulanıyor.
Bu durumdaki iştiraklerden elde edilen kazançlar için istisnadan yararlanılması için belirtilen şartlardan hiçbirisinin sağlanması gerekmiyor. Ancak bunun için;
- Yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olması,
- Şirketin bu özel amaç için kurulduğunun ana sözleşmelerinde belirtilmesi ve fiilen bu amaç dışında faaliyetinin bulunmaması gerekiyor.
Kıdem tazminatı fonu şimdilik gündemden kalktı
20 YILLIK çalışanım, kıdem tazminatı fonu ile ilgili yasa çıktığında benim durumum ne olacak? H. Dinçer
Kıdem Tazminatı Fonu kurulmasına ilişkin olarak ortada henüz yasa tasarısı bile yok. Ortada dolaşan bir yasea tasarı taslağı vardı, Başbakan kıdem tazminatı konusunun gündemden kaldırılması talimatı verdi ve kıdem tazminatında değişiklik yapılması şimdilik gündemde değil.
Tasarı taslağında da kazanılmış hakların korunması öngörülüyordu. Yani birikmiş kıdem tazminatlarından işverenin sorumlu olması, Fonun yürürlüğe gireceği tarih itibariyle birikmiş kıdem tazminatlarının, mevcut kıdem tazminatına hak kazanma şartları sağlandığında işveren tarafından, fon dönemine ilişkin tazminatların ise fondan ödenmesi öngörülüyor.
GÜNÜN SÖZÜ
'Her bildiğinizi söylemeyin; fakat her söylediğinizi bilin.' Marcel Lenoir
Kaynak:Akşam Gazetesi
Akşam Gazetesi
Metin Taş-Sezgin Özcan
Kurumlar vergisi mükelleflerinin; yurtdışında faaliyet gösteren (kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan) anonim ve limited şirket niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak etmelerinden kaynaklanan kazançlar (iştirak kazançları) kurumlar vergisinden istisna edilmiş durumda.
Temel amacı çifte vergilemenin önlenmesi olan iştirak kazançları istisnası her durumda uygulanamıyor. İstisnanın uygulanabilmesi için bazı şartların sağlanması gerekiyor.
PAY VE SÜRE ŞARTI
İştirak kazançları istisnasının ilk şartı; iştirak payını elinde tutan şirketin, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az yüzde 10'una sahip olması. Burada belirtilen yüzde 10'luk oran sermaye payını değil; ödenmiş sermayedeki payı ifade ediyor.
Kazancın elde edildiği tarih itibariyle iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması, iştirak kazançları istisnasından yararlanmanın ikinci şartı. Rüçhan hakkı kullanılarak veya yurt dışı iştirakin iç kaynaklarından yapılan sermaye artırımları nedeniyle elde edilen iştirak payları için sahip olunan eski iştirak paylarının elde edilme tarihi esas alınıyor.
VERGİ YÜKÜ ŞARTI
İştirak kazançları istisnasının üçüncü şartı, yurtdışında vergiye tabi tutulan iştirak kazancının taşıması gereken vergi yükü ile ilgili. Buna göre; yurt dışı iştirak kazancının kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az yüzde15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması gerekiyor.
İştirak edilen şirketin esas faaliyet konusunun finansal kiralama dahil finansman temini veya sigorta hizmetlerinin sunulması ya da menkul kıymet yatırımı olması durumunda; yüzde 15'lik vergi yükü şartı değişiyor. Bu durumda, iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye'de uygulanan kurumlar vergisi oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması şartı aranıyor.
VERGİ YÜKÜNÜN TESPİTİ
Vergi yükünün tespiti; kanun” veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden ve kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil olmak üzere toplam gelir ve kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi toplamına oranlanması yoluyla yapılıyor.
KAZANCIN GETİRİLME ŞARTI
İştirak kazançları istisnasından yararlanmanın son şartı; iştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi.
Bu şartın sağlanması için, iştirakten elde edilen kazanç ile ilgili bilgilerin muhasebe kayıtlarına girmesi yeterli değil. Söz konusu kazancın hem kayıtlara alınması hem de kazancın fiilen Türkiye'ye getirilmesi gerekiyor. Diğer bütün şartlar sağlanmış olsa bile bu şart sağlanamadığında istisnadan yararlanılamıyor.
AKLINIZDA BULUNSUN
İnşaat ve teknik faaliyetlerde şartlar
Yazımızda kısaca açıklamaya çalıştığımız yurtdışı iştirak kazançları istisnası, yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetleri konu edinen iştiraklerden elde edilen kazançlar için farklı uygulanıyor.
Bu durumdaki iştiraklerden elde edilen kazançlar için istisnadan yararlanılması için belirtilen şartlardan hiçbirisinin sağlanması gerekmiyor. Ancak bunun için;
- Yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olması,
- Şirketin bu özel amaç için kurulduğunun ana sözleşmelerinde belirtilmesi ve fiilen bu amaç dışında faaliyetinin bulunmaması gerekiyor.
Kıdem tazminatı fonu şimdilik gündemden kalktı
20 YILLIK çalışanım, kıdem tazminatı fonu ile ilgili yasa çıktığında benim durumum ne olacak? H. Dinçer
Kıdem Tazminatı Fonu kurulmasına ilişkin olarak ortada henüz yasa tasarısı bile yok. Ortada dolaşan bir yasea tasarı taslağı vardı, Başbakan kıdem tazminatı konusunun gündemden kaldırılması talimatı verdi ve kıdem tazminatında değişiklik yapılması şimdilik gündemde değil.
Tasarı taslağında da kazanılmış hakların korunması öngörülüyordu. Yani birikmiş kıdem tazminatlarından işverenin sorumlu olması, Fonun yürürlüğe gireceği tarih itibariyle birikmiş kıdem tazminatlarının, mevcut kıdem tazminatına hak kazanma şartları sağlandığında işveren tarafından, fon dönemine ilişkin tazminatların ise fondan ödenmesi öngörülüyor.
GÜNÜN SÖZÜ
'Her bildiğinizi söylemeyin; fakat her söylediğinizi bilin.' Marcel Lenoir
Kaynak:Akşam Gazetesi
LİMİTED ŞİRKET SÖZLEŞMESİ
LİMİTED ŞİRKET SÖZLEŞMESİ
KURULUŞ:
Madde1- Aşağıdaki adları, soyadları, yerleşim yeri ve uyrukları yazılı kurucular arasında bir Limited Şirket kurulmuştur.
Sıra no
1 Kurucunun Adı ve Soyadı
………………………………. Yerleşim Yeri
………………..
Uyruğu T.C. Kimlik No
………. ………………
(Kurucuların en az bir gerçek veya tüzel kişi olması ve ortak sayısının elliyi aşmaması gerekmektedir. Tüzel kişi kurucu ortakların unvanları, merkezleri ve ticaret sicili numaralarının yazılması zorunludur. Madde 573/1, 574/1)
ÜNVAN:
Madde 2- Şirketin ünvanı .............................................................. Limited Şirketidir.
(İşletme konusunun ticaret unvanında gösterilmesi zorunludur. Madde 43)
AMAÇ VE KONU:
Madde 3- Şirketin amaç ve konusu başlıca şunlardır.
a. ..............................................................
b. ..............................................................
c. ..............................................................
(Şirketin işletme konusunun esas noktaları belirtilmeli ve tanımlanmalıdır. Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, limited şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilir. Madde 576, 573/3)
ŞİRKETİN MERKEZİ:
Madde 4- Şirketin merkezi ........................’dır. Adresi …………………… dir. Adres değişikliğinde yeni adres, ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan ettirilir. Tescil ve ilan edilmiş adrese yapılan tebligat şirkete yapılmış sayılır. Tescil ve ilan edilmiş adresinden ayrılmış olmasına rağmen, yeni adresini süresi içinde tescil ettirmemiş şirket için bu durum fesih sebebi sayılır
SÜRE:
Madde 5- Şirketin süresi, kuruluşundan itibaren (…) yıldır. Bu süre şirket sözleşmesini değiştirmek suretiyle uzatılıp kısaltılabilir.
(Şirketin varsa süresi belirtilmelidir. Herhangi bir süre belirlenmemiş ise “Süresiz” ibaresi yazılmalıdır. Madde 587)
SERMAYE :
Madde 6- Şirketin sermayesi ........................ paya ayrılmış ..................Türk Lira
olup bunun,
...................... paya karşılık olan .......................... Türk Lirası .............................
...................... paya karşılık olan .......................... Türk Lirası .............................
tarafından tamamen taahhüt edilmiş ve nakden taahhüt edilen esas sermaye paylarının itibari değerlerinin ¼ ü şirketin tescilinden önce ödenmiş olup, geri kalan ¾’ü ise genel kurulun alacağı kararlara göre şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenecektir. Bu husustaki ilanlar şirket sözleşmesinin (….) maddesine göre yapılır.
(Şirket sermayesi onbin Türk Lirasından az olamaz. Farklı itibari değerde paylar belirlenebilir. Ancak, esas sermaye paylarının değerleri yirmibeş Türk Lirası veya katları şeklinde belirlenmelidir. Madde 580, 583)
İLAN:
Madde 7- Şirkete ait ilanlar…………………………………………………………. yapılır.
(Şirkete ait ilanların ne surette ve hangi sürede yapılacağı açıkça belirtilir. Genel kurul toplantılarına ilişkin ilanların toplantı gününden en az on gün önce yapılması zorunludur. Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanların Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve internet sitesi açma yükümlülüğü varsa internet sitesinde yapılması zorunludur. (Madde 576/1-e, 617/2, 617/3)
ŞİRKETİN İDARESİ:
Madde 8- Şirketin işleri ve işlemleri genel kurul tarafından seçilecek bir veya birkaç müdür tarafından yürütülür.
İlk ..............yıl için ..................................................... şirket müdürü olarak seçilmiştir.
TEMSİL:
Madde 9- Şirketi müdürler temsil ederler. Şirketi ilzam edecek imzalar genel kurul tarafından tespit, tescil ve ilan olunur.
(Şirket ortaklarından en az birine şirketin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin verilmesi gerekir. Madde 623)
HESAP DÖNEMİ:
Madde 10- Şirketin hesap yılı Ocak ayının birinci günü başlar ve Aralık ayının 31. günü sona erer. Yalnız ilk hesap yılı şirketin kesin surette kurulduğu tarihten başlayarak Aralık ayının sonuncu günü biter.
KARIN TESPİTİ VE DAĞITIMI:
Madde 11- Şirketin net dönem karı yapılmış her çeşit masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. Net dönem kârından her yıl %5 genel kanuni yedek akçe ayrılır; kalan miktar, genel kurul kararı ile pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Kar payı, esas sermaye payının itibari değerine, yerine getirilen ek ödeme yükümlülüğünün tutarı eklenmek suretiyle oluşacak toplam miktara oranla hesaplanır.
(Şirket sözleşmesi ile kar dağıtımına ilişkin farklı bir hesaplama yöntemi belirlenebilir. Madde 608/2 )
YEDEK AKÇE
Madde 12- Genel kanuni yedek akçe ödenmiş sermayenin %20 sine ulaşıncaya kadar ayrılır. Bu miktarın azalması halinde yeniden genel kanuni yedek akçe ayrılmaya devam olunur.
Genel kanuni yedek akçe ile bu sözleşme hükümlerine göre ayrılması gereken miktar net dönem karından ayrılmadıkça pay sahiplerine kar dağıtılamaz.
(Şirket sözleşmesi ile yıllık karın %5’inden fazla ve ödenmiş sermayenin %20’sini aşabilecek tutarda yedek akçe ayrılması belirlenebilir. Şirket sözleşmesi ile başka yedek akçe ayrılması da öngörülebilir ve bunların özgülenme amacıyla harcanma yolları ve şartları belirlenebilir. Madde 521)
KANUNİ HÜKÜMLER:
Madde 13- Bu ana sözleşmede bulunmayan hususlar hakkında Türk Ticaret Kanununun hükümleri uygulanır.
Kurucunun Adı ve Soyadı İmzası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)